Adonis

Yunan Mitolojisi'nde «Aşk ve Güzellik Tanrıçası» Afrodit'in sevgilisi olan genç avcıdır. Bir yaban domuzu tarafından öldürülmüştür. Afrodit, Adonis'in her yıl ilk baharda yeryüzüne çıkıp 6 ay yaşaması için tanrıları razı etti. Onun çıkışı Eski Yunanistan'da, «Adoniya Bayramı» olarak kutlanırdı. Adonis, mitolojide ilk olarak Fenike tanrısı olarak boy gösterir.. Daha sonra Sümer, Hitit, Fenike ve Babil kaynaklarından antikçağ Hellenlerine dek uzanan bir mitoloji kahramnı olarak onu görürüz.Kybele-Attis söylencesinin bir başka anlatımını veren Adonis söylencesi bir toprak-bereket öyküsüdür. Birçok şiir ve masal yazarlarının özene bezene işledikleri bu öykülerin çeşitli anlatımları vardıradonis

Kadınların beğendiği, tanrıçaların onun sevgisiyle birbirlerine düştükleri güzel erkek tipini tanımladığı gibi kutsal bir yaban domuzu biçiminde de betimlenmiştir. S. Reinach, Orpheus adlı yapıtında bir kadınlar uruğunun ona taptığını ve Adonis olarak bir yaban domuzu beslediklerini anlatır. Kadınlar uruğu her yıl kurban şöleninde bu yaban domuzu Adonis'i kesip yerler, sonra yeni bir yaban domuzu beslemeye başlarlarmış. Babil kaynakları canlılığın erkek ilkesi olarak Adonis'i ve dişi ilkesi olarak Astarte (İştar, Aştart,) göstermektedir.

adonis

Hellaslı (b. Yunanistan) ozan Panyasis'in (M. Ö. V. yy.) anlatımına göre, Adonis, Suriye kralı Theios'un kızı Myrrha (kimi kaynaklara göre, Kıbrıs kralı Kinyras'la kızı Smyrna) ile sevişmelerinden doğmuş. Tanrıça Aphrodite'nin ilencine uğrayan bu kız babasına tutulmuş, onunla sevişmek istemiş. Dadısının kurduğu bir düzenle babasının yatağına girmiş ve on iki gece onunla sevişmiş, son gece de gebe kalmış. O gece babası, yanında yatan kadının kızı olduğunu anlayınca çok kızmış ve kılıcıyla üstüne yürüyüp onu öldürmek istemiş. Ama tanrılar Myrrha'ya acımışlar ve onu babasının elinden kurtarmak için mersin ağacına çevirmişler.

On ay sonra ağacın kabuğu çatlamış, gövdesinden dünya güzeli bir bebek çıkmış. Çocuğun güzelliğine vurulan Aphrodite onu büyütsün diye yeraltı tanrıçası Persephone'ye vermiş. Ama Persephone de çocuğa tutulmuş, onu Aphrodite'ye geri vermeye yanaşmamış. Tanrıçalar arasında kopan kavgaya yargıçlık eden Zeus, Adonis'in yılın dört ayını Persephone'nin, dört ayını da Aphrodite'nin yanında geçireceğine, geri kalan zamanda da istediği yerde yaşayabileceğine karar vermiş. Adonis, Aphrodite'nin yanında kalmayı seçince, tanrıçanın güzel delikanlıya olan aşkını kıskanan tanrılar (Ares ya da Artemis) Adonis'in üstüne bir yaban domuzu salmışlar.

Kasığından yaralanan Adonis kanaya kanaya can vermiş. Adonis'ten akan kanlarla sulanan toprakta manisalaleleri denilen bahar çiçekleri bitmiş. Sevgilisinin yardımına koşan Aphrodite'in ayağına diken batmış, sıyrığından akan bir damla kan tanrıçanın çiçeği olan beyaz gülü kırmızıya boyamış. Adonis ölünce tanrıça Aphrodite (Fenike kaynaklarına göre İştar) onu kurtarmak için ölüm ülkesine inmiş. Ölüm ülkesi tanrıçası Persephone de Adonis'e aşık olunca, her iki tanrıçayı da kırmak istemeyen Zeus, Adonis'in bir yıl yeraltında, bir yıl yeryüzünde kalmasını buyurmuş.

Kışın yeraltında saklanan, baharla birlik yeryüzüne dönen ve aşk cümbüşü içinde fışkırıp gelişen bitkisel varlığı simgeleyen Adonis'e Suriye'de özellikle kadınlar tapınırlar; yılda bir bahar bayramı yaparlar, saksılara, sepetlere tohum dikerler, onları sıcak sularla sularlar; böylelikle hızla büyüyen bu bitkiler, kısa zamanda solup, ölürler. “Adonis Bahçeleri” denilen bu çiçeklerin karşısında kadınlar yas tutar ve "O ton Adonin!" (Vah Adonis!) çığlıklarıyla dövünürlermiş. Adonis söylencesi Sumer ve Hitit kaynaklarından gelmedir. Adonis Sami dilinde "efendi" anlamına gelen Tammuz (Türkçe Temmuz) adının Hellenceleştirilmiş karşılığıdır. Tammuz-Adonis söylencesiyle Hitit bereket tanrısı Telepinu söylencesi arasında ilişki ve benzerlik göze çarpmaktadır. Adonis öyküsü değişik bir biçimde Phrygia (Frigya) kralı Attis için de anlatılmıştır.

adonis

Bir başka kaynaktaki öykünmede, bütün bitkilerin anası olan Aphrodite'in, Adonis adında bir oğlu olduğuna inanan eski Hellen (Yunan) inancına göre, güzellik tanrıçasının bu güzel oğlu, bizi çabucak terk eden çiçekli ve erinçli ilkbaharın bir simgesi olarak gösterilmektedir. Adonis, saklandığı ağacın kabuklarını yararak çıktığında, güzel günler geri gelmekte, çiçekler açmakta, ilkbahar gülmektedir. Adonis, yavaş yavaş değil, çabucak büyüyerek, yaşamı, güllerin, nazlı çiçeklerin yaşamı gibi birkaç gün içinde akıp gitmekteymiş. Çünkü Adonis, açılıp güldüğü, gençliğinin en güzel ve parlak çağına ulaştığı gün ölmekteymiş. Bu zaman da, yaz mevsiminin sonuna rastlamaktadır. Bu dönem, güneşin kavurucu sıcağından yanan bitkiler, başlarını eğmekte ve can vermektedirler.

Böyle bir mevsimde o, bir yaban domuzunu kovalıyormuş. Bu yabanıl hayvan, bir aralık geri döner, kendisini izleyen güzelliği eşsiz bu delikanlıya sivri, keskin dişleriyle vurur ve onu yaralar. Onun acı bağırtıları üzerine, oğluna yardım için evinden ayağına sandallarını giymeyi unutarak koşan Aphrodite, dalgınlıkla bir gül fidanına basar, gülün dikenleri ayağına batar ve kan akar. O zamana dek apak güller açan gül fidanları o günden sonra artık kırmızı renklere bürünür. Kumral saçlı güzel tanrıça, Adonis'in yanına geldiğinde onu ölmüş bulur. Adonis'e, anası Aphrodite tarafından dökülen gözyaşlarından “anemon”, ''manisalaleleri'' çıkar.

Adonis'in parlak gençliği ve zamansız ölümü nedeniyle törenler yapılır. Bu törenlerde, belirli günde, onun acıklı ölümünü anmak için kadınlar acı acı bağırarak, hıçkıra hıçkıra ağlarlarmış. Kızıllara boyanmış bir yatağa, can vermek üzere olan ve Adonis'e çok benzeyen bir delikanlı yatırırlarmış. Yatağın üzerinde uçuşarak, gölge saran Eoslar, gözyaşı dökerlermiş. Meyveler, meşaleler, güzel kokular saçan vazolar ve özellikle içinde çok kısa ömürlü olan, gün doğarken açılıp, gün batarken solan çiçekler bulunan gümüş sepetler koyarlarmış. Böylece gözyaşı döktükleri güzel Adonis'in ömrünün çiçek ömrü gibi çok kısa olduğu anımsatılırmış.

Ertesi gün Eos, kınalı parmaklarıyla göğün kapısını açtığı zaman saçları perişan, feryatlar koparan kadınlar, bu güzel bedeni alırlar, büyük bir kalabalık ve görkemle, dalgalara bırakırlar, o dalgalar arasında kaybolduğunda şen şarkılara başlarlarmış. Çünkü Adonis, gelecek mevsimin yağmurları ile sararan doğayı güzelleştirecek, sonbaharı getirecektir. Bir başka söylenceye ya da öykünmeye göre; Yunan Mitolojisi'nde Smyrna'nın oğlu olarak bilinen Adonis, güzel ve ideal olanı, yeniden doğumu ve baharı getiren tanrı olarak betimlenmiştir. Anadolu Mitolojisi'nde de, yine aynı özelliklerle Hızır peygamber olarak anılır.

Smyrna (Kıbrıs Prensesi), tanrıça Hera tarafından cezalandırılır ve İzmir'in Halkapınar ilçesinde, bir ağaca çevrilir. Ama Smyrna ağaca çevrildiğinde Adonis'e gebeymiş. Dokuz ay sonra ağacın gövdesini kırarak doğmuş. Doğumu ile hem baharı getirmiş, hem de tanrılar arasında kusursuzluğu, güzelliği, ideal olanı örneklemiştir. Ünlü manisalalesinin (anemon) rengini, Adonis'in kanından aldığı bu öykünmede de vardır.

Yine bir söylenceye göre Kral Kinyras'ın, Myrrha adında, güzelliği dillere destan bir kızı vardır. Babası bir gün saraydaki dost toplantısı sırasında kızının, güzellik tanrıçası Aphrodite'ten daha güzel olduğu sözünü ağzından kaçırıverir. Saray çevresinin söylediğine göre, bu sözü duyan tanrıça Aphrodite; öcünü almak üzere Kral Kinyras'a ve hiçbir şeyden habersiz Myrrha'ya aşk kıvılcımları gönderir. Bunun üzerine Kral Kinyras; kızının dadısını armağanlarla kandırarak, birçok kez (söylenceye göre on üç kez), geceleri kızının yatağına girer. Ancak sonunda kızının kendinden gebe kaldığının ayırtına varan kral; utancından ve korkusundan ormana saklanan gebe kızı Myrrha'yı öldürmek için, onu her yerde aramaya ve aratmaya başlar.

adonis

Myrrha kurtulmak için tanrılara yalvarır. Durumuna acıyan Zeus, Myrrha'yı bir mersin ağacına dönüştürür. Bir süre sonra da, mersin ağacına dönüşmüş Myrrha'nın kabuğundan bir çocuk dünyaya gelir. Tanrıça Aphrodite, Adonis adını verdiği bu güzel bebeğin bakımını üstlenir, sonuna dek ona sahip çıkar. İlk kez Adonis'in mezarının bulunduğu Suriye'nin Biblos yöresinde yayılmaya başlayan Adonis'e tapınma; kısa sürede bütün Anadolu'da, İtalya'da ve Atina'da yaygınlaşmıştır. Kıbrıs'ta yabandomuzları, Adonis onuruna kurban edilirmiş. Nisan ayında Atina'da onun adına daha değişik törenler düzenlenirmiş.

Adonis inancına tapınma törenleri; bazı bölgelerde mevsimlerin özelliklerine göre simgesel olarak kutlanmaktadır. Örneğin kış mevsimi sonunda yapılan törenler; yeraltında tanrıça Persephone'nin yanında kalan Adonis'in hemen yeryüzüne dönmesi dileğine uygun olarak düzenlenmektedir. Çünkü bu kış mevsimi sonunda Adonis dünyamıza dönüp Aphrodite'le buluştuğunda, toprak ve su uyanıp insanlığın sevgiye, barışa ve üretime susadığı umut ayları başlamaktadır. Eski Suriye’de Adonis yaşamın kısalığını simgeler.

Sumerlerin yeraltı tanrısı Ab-zu’nun döngüsüne benzeyen bir serüven ile Adonis, ilkbaharda filizlenip yaz sıcağında ölen ve kışın yeraltında saklanan yeni bir ilkbaharda doğayı yeniden canlandıran bir yaşam döngüsüdür. Suriyeli kadınlar her yıl yaptıkları Adonis bahar bayramında sepet ve saksılara bitkiler dikip tohumları sıcak suyla sularlar. Sıcak suyla sulanan bitki çabuk gelişir ve çabuk solar. Bu, bir eytişimsel bağımlılıktır; çabuk olgunlaşan çabuk ölür. Suriyeli kadınlar, yaşamın kısalığını simgeleyen “Adonis Bahçeleri”ne yas tutarlar ve ağlaşırlar. Doğada her şey doğmakta, yaşamakta ve ölmektedir. Bu serüven gelişimseldir ve eytişimsel bir orantı içindedir. “Adonis Bahçeleri” inancı, bu doğasal serüvenin bitkilerle koşutlu kılınan insan yaşamına uygulanmasıdır.